Gülpembe Aydın
Köşe Yazarı
Gülpembe Aydın
 

Eşik

Eşik Taze bir enerjiyle akarken, basamakları üçer beşer çıkarsın. Nefesin, tek solukta bir katı geçmeye yeter. Kat aralarına dikkat etmez, komşunun yüzüne bakmazsın; koşar adımlarla hedefine ilerlerken önüne kimse geçemez. Ah, ne güzeldir o marsiyen enerji! Kimi zaman eve girme peşindesindir, kimi zaman sokağa çıkmanın. Peki, hatırlıyor musun o ilk eşik anlarını? Okula yazıldığın o ilk gün, kapının eşiğinden geçmek nasıl bir histi? Kimimizde kaygı, kimimizde heyecan vardı. Büyüdüğünü düşünüp buna sevinenler de oldu, güvenli alanından koparıldığı için tedirgin olanlar da... Hepimiz önce kendi içimizdeki eşiklerden geçtik, sonra o okul kapısının eşiğinden. Kültürümüzde "eşikte durma" diye bir tabir vardır. Halk ağzında sıradan bir laf ebeliği gibi tınlasa da kulak kabarttığında derin bir hakikattir. Hayatını en çok o eşikte beklenen anlar yormadı mı? Ne kalabilen ne gidebilen o aşık olduğun zamanları hatırla... İlk hoşlandığın kişiyle buluşacağın o anı; hem "üstüm başım bozulmasın" telaşına karışan mikro ter damlalarını hem de "geç kalmayayım" baskısını... Asıl soru şu: Kaç kapı eşiğinden geçtiğin mühim değil, bugüne kadar kaç kere kendi eşiğinden geçtin? Zoraki katıldığın o sıkıcı misafirlikleri düşün. Aile bireylerinden birinin “Hadi, bize müsade” demesiyle gözünde çakan o parıltıyı... Ve oturum boyu konuşulmayan, ertelenen tüm planların, ayakkabılar giyilirken o daracık kapı önünde, eşik üstünde konuşulmasına kaç kez şahit olmuşsundur. Herkes hayatında birçok eşikten geçer ancak herkes kendi eşiğinden geçmeyi beceremez. Bu sebeple bekler durur başkasının eşiğinin önünde; hem girişi çıkışı engeller hem de o belirsizliğe iliştirdiği bahanelerle zamanı öteler. Bazı eşikler gözle görülür, her gün üstüne basar geçeriz. Ev kapımızın eşiği, basit bir tamlama gibi görünse de aslında en çok anı biriktiren yerdir. Son gözyaşı damlanı silip zili çaldığın o an hiç olmadı mı? Kafayı öne eğip hızlıca odana kaçtığın ya da elinde valizinle belirip ev halkına sürpriz yaptığın o an... İlk iş mülakatında, kapıyı çalmadan hemen önce derin bir nefes alıp adımını attığın o yer... Eğer o eşik sadece bir metafor ise, bizi geren, heyecanlandıran veya kaygılandıran anlarda kafamızı eğip o çizgiye bakma refleksimiz, aslında kendi içimizde bir eşik atladığımızın sessiz bir temsili değil midir? Bazen insan kendi eşiğinin üstünde kalakalır. Ne geriye gidebilir ne ileriye. Arkasında bıraktığı niyetler artık ona hizmet etmiyordur; bu farkındalıkla doldurur valizini. Evini ilk terk ettiğin anı hatırla. Kimimiz yeni bir öğrenim hayatı, kimimiz yepyeni bir düzen kurmak için çıktı o kapıdan. Bütün anılarını ve varlığını birkaç valize sığdırıp kapının kulpunu tuttuğunda, ciğerlerine o cesaret nefesini çekerken geçtiğin o eşik nasıl hissettirmişti? Gözyaşların hangi duygunun bağından boşanıp dökülmüştü yanaklarına? Ya da heyecanla tuttuğun bir mekanın kapısını ilk kez açtığında... Anahtarı çevirip o boşluğa bakarken, binbir türlü umudu üzerine bir giysi gibi giyinip attığın o ilk adımı hatırla. Hayatta birçok eşikten fark etmeden, ezberlenmiş içgüdülerle geçtik. Bir de görünmez eşiklerimiz vardı; bir mekana bağlı olmayan bir olayın, bir duygunun, bir hikayenin eşikleri... O hayatına bir türlü tam dahil olamayıp ne gidebilen ne kalabilen "eşik sevdalıları"... Bazen de başkasının hikayesinde sadece bir "eşik insanı" olan sen... En zorudur eşikte durmak. Yüzün karşıya bakar ancak gözün arkaya kayar. Dönüp bakarsın kararsızca; kesik nefeslerle, aklında binlerce soruyla... Bazen cereyan yapar, kapı aniden yüzüne kapanır. Her daim kapıyı açık tutamaz, önüne bir engel koyamazsın. Hayat da böyledir işte; bir karar vermen, bir hamle yapman gerekir. Her birimiz önce ruhsal eşiklerimizden geçeriz. Duygularımızdan eleniriz birer birer: Kaygı, korku, heyecan, sevinç... Sonra o mekanın somut eşiği gelir. O kapı eşiği sadece semboliktir. En zoru, iki duygunun, iki düşüncenin arasındaki o görünmez eşikte asılı kalmaktır. Bazılarının ömrü tam o çizgide geçer. Yel girer, kramp girer; bazıları o eşiğe bir tabure çeker, oturup bağcıklarını bağlar. Ne kalacak gibidir ne gidecek gibi, sadece zamanı öğütür. Ancak mecburdur; bir gün o eşikten geçilecektir. Belki adım içeri doğru olacaktır, belki dışarı... Ama elbet bir gün o adım atılacaktır. Zamanı küflendirmeden, hisleri çürütmeden; çocukluk heyecanıyla ama Satürn olgunluğunda yürümeli insan. Bunu okuyan insan; peki sen, kendi hayat eşiğinin tam neresindesin?
Ekleme Tarihi: 17 Temmuz 2026 -Cuma

Eşik

Eşik

Taze bir enerjiyle akarken, basamakları üçer beşer çıkarsın. Nefesin, tek solukta bir katı geçmeye yeter. Kat aralarına dikkat etmez, komşunun yüzüne bakmazsın; koşar adımlarla hedefine ilerlerken önüne kimse geçemez. Ah, ne güzeldir o marsiyen enerji!

Kimi zaman eve girme peşindesindir, kimi zaman sokağa çıkmanın. Peki, hatırlıyor musun o ilk eşik anlarını?

Okula yazıldığın o ilk gün, kapının eşiğinden geçmek nasıl bir histi? Kimimizde kaygı, kimimizde heyecan vardı. Büyüdüğünü düşünüp buna sevinenler de oldu, güvenli alanından koparıldığı için tedirgin olanlar da... Hepimiz önce kendi içimizdeki eşiklerden geçtik, sonra o okul kapısının eşiğinden.

Kültürümüzde "eşikte durma" diye bir tabir vardır. Halk ağzında sıradan bir laf ebeliği gibi tınlasa da kulak kabarttığında derin bir hakikattir. Hayatını en çok o eşikte beklenen anlar yormadı mı? Ne kalabilen ne gidebilen o aşık olduğun zamanları hatırla... İlk hoşlandığın kişiyle buluşacağın o anı; hem "üstüm başım bozulmasın" telaşına karışan mikro ter damlalarını hem de "geç kalmayayım" baskısını...

Asıl soru şu: Kaç kapı eşiğinden geçtiğin mühim değil, bugüne kadar kaç kere kendi eşiğinden geçtin?

Zoraki katıldığın o sıkıcı misafirlikleri düşün. Aile bireylerinden birinin “Hadi, bize müsade” demesiyle gözünde çakan o parıltıyı... Ve oturum boyu konuşulmayan, ertelenen tüm planların, ayakkabılar giyilirken o daracık kapı önünde, eşik üstünde konuşulmasına kaç kez şahit olmuşsundur.

Herkes hayatında birçok eşikten geçer ancak herkes kendi eşiğinden geçmeyi beceremez. Bu sebeple bekler durur başkasının eşiğinin önünde; hem girişi çıkışı engeller hem de o belirsizliğe iliştirdiği bahanelerle zamanı öteler.

Bazı eşikler gözle görülür, her gün üstüne basar geçeriz. Ev kapımızın eşiği, basit bir tamlama gibi görünse de aslında en çok anı biriktiren yerdir. Son gözyaşı damlanı silip zili çaldığın o an hiç olmadı mı? Kafayı öne eğip hızlıca odana kaçtığın ya da elinde valizinle belirip ev halkına sürpriz yaptığın o an... İlk iş mülakatında, kapıyı çalmadan hemen önce derin bir nefes alıp adımını attığın o yer... Eğer o eşik sadece bir metafor ise, bizi geren, heyecanlandıran veya kaygılandıran anlarda kafamızı eğip o çizgiye bakma refleksimiz, aslında kendi içimizde bir eşik atladığımızın sessiz bir temsili değil midir?

Bazen insan kendi eşiğinin üstünde kalakalır. Ne geriye gidebilir ne ileriye. Arkasında bıraktığı niyetler artık ona hizmet etmiyordur; bu farkındalıkla doldurur valizini.

Evini ilk terk ettiğin anı hatırla. Kimimiz yeni bir öğrenim hayatı, kimimiz yepyeni bir düzen kurmak için çıktı o kapıdan. Bütün anılarını ve varlığını birkaç valize sığdırıp kapının kulpunu tuttuğunda, ciğerlerine o cesaret nefesini çekerken geçtiğin o eşik nasıl hissettirmişti? Gözyaşların hangi duygunun bağından boşanıp dökülmüştü yanaklarına?

Ya da heyecanla tuttuğun bir mekanın kapısını ilk kez açtığında... Anahtarı çevirip o boşluğa bakarken, binbir türlü umudu üzerine bir giysi gibi giyinip attığın o ilk adımı hatırla.

Hayatta birçok eşikten fark etmeden, ezberlenmiş içgüdülerle geçtik. Bir de görünmez eşiklerimiz vardı; bir mekana bağlı olmayan bir olayın, bir duygunun, bir hikayenin eşikleri... O hayatına bir türlü tam dahil olamayıp ne gidebilen ne kalabilen "eşik sevdalıları"... Bazen de başkasının hikayesinde sadece bir "eşik insanı" olan sen...

En zorudur eşikte durmak. Yüzün karşıya bakar ancak gözün arkaya kayar. Dönüp bakarsın kararsızca; kesik nefeslerle, aklında binlerce soruyla... Bazen cereyan yapar, kapı aniden yüzüne kapanır. Her daim kapıyı açık tutamaz, önüne bir engel koyamazsın. Hayat da böyledir işte; bir karar vermen, bir hamle yapman gerekir.

Her birimiz önce ruhsal eşiklerimizden geçeriz. Duygularımızdan eleniriz birer birer: Kaygı, korku, heyecan, sevinç... Sonra o mekanın somut eşiği gelir. O kapı eşiği sadece semboliktir. En zoru, iki duygunun, iki düşüncenin arasındaki o görünmez eşikte asılı kalmaktır. Bazılarının ömrü tam o çizgide geçer. Yel girer, kramp girer; bazıları o eşiğe bir tabure çeker, oturup bağcıklarını bağlar. Ne kalacak gibidir ne gidecek gibi, sadece zamanı öğütür.

Ancak mecburdur; bir gün o eşikten geçilecektir. Belki adım içeri doğru olacaktır, belki dışarı... Ama elbet bir gün o adım atılacaktır. Zamanı küflendirmeden, hisleri çürütmeden; çocukluk heyecanıyla ama Satürn olgunluğunda yürümeli insan.

Bunu okuyan insan; peki sen, kendi hayat eşiğinin tam neresindesin?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve katilimcimaltepe.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.